Erzurum Doğu Anadolu Turizm Nostaljisi
Doğu Anadolu bölgesinin en büyük şehri olan Erzurum ören yerleri, tarihi eserleri ve görkemli doğal güzellikleri ile keşfedilmeyi bekliyor. Anadolu’nun en zengin kültürel mirasa sahip şehirlerinden biri olan Erzurum’da Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait pek çok eser görmek mümkün.
2.
Şehrin Müslümanların Eline Geçişi;
- yüzyılın ortalarında Erzurum’a yönelik mücadelede, Sasanilerin yerini Müslüman Araplar almıştı. Erzurum, ilk olarak Hz. Ömer (r.a.) döneminde, 638’de ele geçirilmekle birlikte, kesin olarak Hz. Osman (r.a.) döneminde 645’te fethedildi. Şehir 949 yılına kadar Araplar ile Bizans arasında sık sık el değiştirse de daha çok Araplar tarafından yönetildi. Bu dönemde “Kalîkala” ismiyle anılan Erzurum bir gaza üssü haline getirilmiş, bilhassa Türkistan’dan gönüllü İslam mücahitleri şehre yerleşmişti. Özellikle Abbasiler döneminde (750-1258) şehirde çeşitli vakıflar kurulmuş ve ticarî hayat fevkalade gelişmişti. Burası, Bizans memleketlerine bir “giriş kapısı” olduğundan, Müslüman tacirler buradan hareket edip İslam ve Hristiyan ülkelerine ait malları mübadele ediyorlardı. Erzurum’dan hareket eden tacirler, Trabzon’a gider; orada Hazar, Bulgar ve Peçeneklerden gelen kürkleri, deri eşyayı, Rum ketenlerini alır ve Müslümanların mamüllerini satarlardı. Aynı şekilde doğu vilayetlerinde üretilen dibâ ve bozyün gibi ipekliler, Erzurum üzerinden Bizans’a ve aynı zamanda İslam coğrafyasına ihraç ediliyordu. Diğer taraftan, Kalîkala’da dokunan halılar çok meşhur olup bütün İslam memleketlerine gönderiliyordu. Bu ürünlere şehre nisbetle “kalî” ve “kaliçe” deniliyordu. Bu isim bütün İslam dünyasında yaygın hale gelmişti. Bu Türk sergisinin eskiden beri var olmasına rağmen, ismini Erzurum şehrinin o zamanki ismi olan “Kalîkala”dan almış olması dikkat çekicidir
Bu dönemde Erzurum’un nüfus yapısı da kısmen değişmiştir. Bilhassa Türkistan’dan gelen İslam mücahitleri buraya yerleşmiş, zengin İslamî vakıflar kurulmuş ve şehir bir hayli kalkınmıştır. Arapların yanı sıra, Rumlar, Gürcüler, Ermeniler ve Yahudiler de şehirde yaşamaktaydı. Hıristiyan olanlar, cizye ve haraç gibi vergiler dışında herhangi bir mükellefiyete maruz kalmamışlardı.
Erzurum, 994’ten 1000 yılına kadar süren kısa bir Gürcü hâkimiyetinden sonra, tekrar Bizans İmparatorluğu'nun idari birimlerinden birinin merkezi olmuş ve doğudan gelecek akınlara karşı yeniden tamir ve tahkim edilmiştir. Bu ikinci Bizans döneminde Erzurum, Trabzon’dan gelen ticaret yolu üzerindeki önemli bir şehir olma özelliğini sürdürdü ve ticarî yönden gelişti.
Selçuklular Döneminde Erzurum;
- yüzyılın ikinci yarısından itibaren Abbasî halifelerinin fiilen Selçuklu hâkimiyetine girmesi sonucu, Araplar bu bölgeden çekilmiş ve Selçuklu-Bizans mücadelesi başlamıştı.
1048’de İbrahim Yınal ve Kutalmış komutasındaki Selçuklu orduları Erzurum’un 15 km. kuzey batısındaki Erzen (Ardze) önüne gelerek şehri kuşatmışlardı. Şehir halkı, önce şehrin dışında mukavemet etmeye çalışmışlar, fakat dayanamayacaklarını anlayınca, şehre çekilerek direnişlerine devam etmişlerdi. Şehir bu şekilde altı gün dayanabilmişti. Muhasaranın uzadığını gören İbrahim Yınal, şehri ateşe verdi. Erzen bu istiladan sonra, bir daha eski halini alamadı. Şehrin sağ kalan halkı Theodosiopolis’e, yani bugünkü Erzurum Kalesi’ne sığındı.
Türklerin Erzurum'da temelli olarak yerleşmesi, Malazgirt Zaferi sonrasında gerçekleşmiştir. Doğu Roma İmparatoru Romanos Diogenes, Malazgirt’teki kader savaşına giderken, ordularını Erzurum’da toplamıştı. Grekler, Ruslar, Alanlar, Gürcüler, Ermeniler, Franklar, Normanlar, hatta Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlardan gelmiş olan Hazar, Kıpçak ve Uz/Oğuz Türkleri Erzurum Kalesi’nde bir araya gelmişti. Farklı kaynakların belirttiğine göre kaledeki askerlerin sayısı 200.000 ila 400.000 arasındaydı. Böylece Doğu Romalılar, hazırlıklarını Erzurum’da tamamlamıştı. Fakat bu hazırlıklar beklenen sonucu vermedi. Malazgirt’teki meydan muharebesi Türklerin zaferi ile sonuçlandı.
Romanos Diogenes’i Malazgirt’te mağlup eden Sultan Alparslan, esir bir imparatoru elde tutmanın bir işe yaramayacağını düşünerek, onun bir an önce İstanbul’a varıp tahtını sağlama alması için, onunla bir anlaşma imzalamış ve yanına bir miktar asker verip İstanbul’a göndermişti. Bu anlaşmaya göre Erzurum-Malatya-Tarsus hattı Selçuklulara bırakılacaktı. Malazgirt hezimetinden sonra Erzurum’a gelerek para ve asker toplamaya başlayan Diogenes, İstanbul yolundayken, üvey oğlu Mihail Dukas’ın tahtı ele geçirdiğini öğrendi. Sultan’la yapmış olduğu anlaşma, artık geçersizdi. Bunun üzerine Sultan Alparslan, emrindeki Türkmen beylerine “Bundan böyle aslan yavruları olunuz; yeryüzünden gece gündüz kartal gibi uçunuz…” diyerek, Anadolu’nun fethine başlamalarını emretti.
Erzurum, işte bu emir doğrultusunda, Saltuk Bey tarafından fethedildi. 1071 sonrasında kurulan Saltuklu Beyliği’nin yöneticileri arasında, İçkaledeki Tepsi Minare ve mescidi inşa ettiren Ziyaeddin Gazi, Ulucami’yi yaptıran Nasıreddin Muhammed ve Tercan’daki meşhur kervansarayı yaptıran Mamahatun gibi önemli şahsiyetler vardır.
- yüzyılın sonlarında gücünü kaybeden Saltuklu Beyliği’ne Anadolu Selçuklu Sultanı II. Rükneddin Süleymanşah tarafından 1202’de son verilmiştir.
Selçuklular, Saltuklulardan sonra Erzurum'da hüküm süren ikinci Türk hânedanı olmuşlar ve 1230’a kadar hüküm sürmüşlerdir. Erzurum Selçuklularının kurucusu Mugiseddin Tuğrulşah’tır. Tuğrulşah Selçuklu yöneticileri içinde hatırı sayılır bir mevkie sahipti. Hükmettiği Erzurum emaretini Ahlat’tan Amasya’ya kadar genişletmeyi başarmıştı. Eyyübiler ve Gürcülerle sonu gelmez savaşlara tutuşmuş, hatta bir ara Gürcistan’a bile hükmetmişti. Kuzeyinde ise Trabzon’daki Rum Komnenos Krallığı gibi önemli bir devlet bulunuyordu.
Tuğrulşah’ın 1225’te ölümü üzerine, yerine oğlu Rükneddin Cihanşah geçti. Cihanşah’ın hükümdarlık yılları, doğudan batıya doğru hızla yayılan Moğol tehlikesinin Erzurum ve çevresinde etkisini göstermeye başladığı yıllardı. Bu Moğol etkisi, önce Harzemşahları sonra Selçukluları ortadan kaldıracak olan büyük bir tehlikenin ilk işaretleriydi. İşin ilginç taraflarından biri, Moğollar doğudan Harzemşah topraklarına saldırırken, Harzemşahlar batıda Selçukluları tehdit etmekteydi.
İşte böyle bir ortamda iktidara gelmiş olan Rüknettin Cihanşah, Anadolu Selçuklularından ayrılıp bağımsız bir devlet olmak için, Alaattin Keykubat’a karşı Celalettin Harzemşah ile işbirliği yaptı.Bu işbirliği 1230’daki Yassıçemen Savaşı’nda Alaattin Keykubat ile Rüknettin Cihanşah’ı karşı karşıya getirdi.Erzincan yakınlarındaki bu savaşta, Alaattin Keykubat’ın yanında Eyyübi meliklerinden Melik Eşref; Celalettin Harzemşah’ın yanında ise Erzurum Selçuklularının meliki Rüknettin Cihanşah vardı.
Yassıçemen Savaşı’nı kazanan Alaattin Keykubat, ordusuyla birlikte Erzurum’a yürüdü ve amcasının oğlu olan Rüknettin Cihanşah’ın iktidarına son verdi. Keykubat’ın Erzurum’u almasıyla birlikte, şehirde hüküm süren ikinci Türk hânedanı da ortadan kalkmış; Erzurum doğrudan merkeze bağlanmıştı.
Türkiye Selçuklularının en büyük hükümdarı olan ve bu devlete “azamet devri”ni yaşatan Alaattin Keykubat’ın Erzurum’u ele geçirmesinin temel nedeni, yaklaşmakta olan Moğol tehlikesini bertaraf edebilmekti. Çünkü bu tehlikeli saldırganlar karşısında, ancak kendi akrabaları tarafından yönetilen küçük beylikleri ortadan kaldırmak ve gücü tek elde toplamak suretiyle başarılı olabilirdi. Bu siyasetin tatbikinin ilk şartı Erzurum’u ele geçirmekti. Zira bir taraftan Gürcüler, diğer taraftan Trabzon Rum Krallığı ile sınır olan Erzurum, Moğolların Anadolu’ya girmek için kullanabilecekleri ön önemli kapıydı.
Erzurum’da, Türkiye Selçuklularının hâkimiyeti 1230’da başladı. Alaattin Keykubad, Mübarizeddin Çavlı isimli komutanını Erzurum’a subaşı olarak tayin etti. Bu sırada Harzemşah Devleti’nin ortadan kalkması sonucunda uç bölge durumuna gelen Erzurum, Moğol istilasına açık hale gelmiş ve Moğolların önünden batıya doğru kaçan Türkmenlerin akınına uğramıştı. Oğuzların Kayı boyundan bir grup da 1232-33 tarihlerinde Ertuğrul Gazi liderliğinde Erzurum yöresine gelmişti.
Erzincan ve Erzurum’dan sonra Ahlat’a inen ve bu önemli Türk şehrini Eyyübilerden alan Alaattin Keykubat, böylece Ahlat-Erzurum-Erzincan hattını kuvvetli bir savunma hattı haline getirdi. Nitekim Alaattin Keykubat’ın 1237’deki ölümüne kadar bu bölgeye herhangi bir Moğol saldırısı gerçekleşmedi.
Bu tarihten bir müddet sonra, 1240’ta Anadolu'da çıkan Babaî isyanından faydalanan Moğol komutanı Baycu Noyan, 1242’de Erzurum'u kuşattı. Şehir, içeriden bir ihânet sonucu Moğolların eline geçince, tarihinde ilk defa olarak büyük bir tahribata ve yağmaya maruz kaldı. Türkiye Selçuklu Devleti’nin 1243’teki Kösedağ yenilgisinden sonra Batı Moğollarının hâkimiyetini tanımasıyla Erzurum, bir Selçuklu vilayeti olarak varlığını devam ettirdi. Bu devletin 1256’da kurulan Moğol İlhanlı Devleti’ne tabi olmasıyla birlikte, bu kez İlhanlılara bağlı bir Selçuklu vilayeti oldu. Bununla birlikte Türkiye Selçuklu Devleti 1308’de kesin olarak yıkılınca, doğrudan İlhanlı valileri tarafından idare edilmeye başlandı.
Turizm Günlüğü