Erzurum Doğu Anadolu Turizm Nostaljisi
Doğu Anadolu bölgesinin en büyük şehri olan Erzurum ören yerleri, tarihi eserleri ve görkemli doğal güzellikleri ile keşfedilmeyi bekliyor. Anadolu’nun en zengin kültürel mirasa sahip şehirlerinden biri olan Erzurum’da Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait pek çok eser görmek mümkün.
3.
Osmanlılar Dönemi;
İlhanlı Devleti’nin 1336’da yıkılışından Osmanlı’nın fethine kadar geçen yaklaşık 200 yıl boyunca siyasî istikrardan uzak kalan Erzurum, birçok savaşa ve tahribata sahne oldu. İlhanlılar sonrasında çeşitli beylerin ve ardından Akkoyunlular ile Karakoyunluların mücadele sahası haline gelen, Timur ve İskender Bey tarafından tahrip edilen ve nihayet bölgeye hâkim olan Şah İsmail’in Şiilik zorlaması yüzünden halkı başka yerlere göç eden Erzurum, adeta bir “baykuş yuvası” haline gelmişti. Öyle ki, 1517/18’deki Osmanlı fethinden hemen sonra, 1520’de yapılan sayıma göre şehirde tek bir mükellef nüfus yoktu.
Erzurum Kalesi, Osmanlı hâkimiyetine geçtikten sonraki 20 yıl zarfında harap halini muhafaza etti. Şehrin imarına Kanuni Sultan Süleyman’ın 1534’teki İran Seferi sonrasında başlandı.
Osmanlı idaresi altında Erzurum büyük önem kazandı. Şehrin üzerinde bulunduğu askerî ve ticari yollar Osmanlılar için çok değerliydi. Çok geniş bir bölgeyi içine alan Erzurum Eyaleti’nin başında bulunan paşalar, devletin en önemli yöneticileri arasında yer alırlardı. Stratejik konumundan dolayı Erzurum, Gürcistan ve İran’la yapılan savaşlarda her zaman önemli bir askeri üss oldu.
Tanzimat dönemi idari düzenlemelerinin uygulandığı ilk yerlerden birisi Erzurum’du. Örneğin 1864 Vilayet Nizamnamesi'ne göre Anadolu'da kurulan ilk vilayet Erzurum'dur. Aynı yüzyılda ortaya çıkan Rus tehdidi karşısında Erzurum’un askerî yönü yeniden ön plana çıktı. Şehir ve civarı tam bir müstahkem mevki haline getirildi.
Erzurum ilk kez, 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Rusların eline düştü. Rusların bu ilk işgali uzun sürmedi; 14 Eylül 1829’da imzalanan Edirne Antlaşması’na göre Erzurum Kalesi tekrar Osmanlılara bırakıldı. Bu ilk Rus işgali, şehrin fiziki durumuna ve sosyo-ekonomik yapısına büyük darbe vurdu. Öyle ki 1800’lü yılların başında 100.000’den fazla olan şehrin nüfusu, savaştan sonraki yıllarda 30.000’e kadar gerilemişti. Bununla birlikte, bu savaşın hemen ertesinde uluslararası ticarette yaşanan gelişmeler ve Erzurum’u da içine alan bölgenin büyük devletler nezdinde kazandığı önem, şehrin sosyal ve iktisadi olarak kendini toparlamasına yardımcı oldu.
Bu ilk Rus işgalinden sonra, özellikle Kırım Savaşı ve sonrasında, yeni bir Rus işgaline engel olabilmek için, şehrin çevresinde modern savunma hatları (bitişik istihkamlar ve bağımsız tabyalar) inşa edildi. Fakat ne bu tabyalar ne de Kasım 1877’de Aziziye’de yazılan kahramanlık destanı, Rusların 93 Harbi’nde Erzurum’u ele geçirmelerine engel olabildi. Şehri savaş yoluyla işgal edemeyen Ruslar, 3 Mart 1878'de imzalanan Ayastefanos Antlaşması ile şehre girdiler. Ancak 13 Temmuz 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması sonucu şehri boşaltmak zorunda kaldılar. Bu antlaşmayla Kars ve Ardahan Ruslara bırakıldığı için, Erzurum, Osmanlı-Rus sınırının hemen iç kısmında yer alan bir sınır kalesi durumuna düştü. İşte bu nedenle 93 Harbi’nden sonra şehrin epeyce dışında yer alan, düşmanın muhtemel saldırılarda kullanabileceği geçitlere yeni savunma hatları ve tabyalar yapılmıştır.
Görüldüğü üzere Erzurum, Osmanlı Devleti’nin İran ve Rus sınırına yakın en önemli stratejik mevki olması nedeniyle, her dönemde önemli bir “kale” olmuş; kalenin yeni teknolojiler karşısında yetersiz kalması üzerine tabyalarla tahkim edilmiştir. Tespitlerimize göre Erzurum’daki ilk tabyalar, 16. yüzyıldaki İran tehdidi nedeniyle yapılmıştır. Bu tabyalar hakkında detaylı bilgiye sahip değiliz. Bununla birlikte 18-19. yy’larda var olan 44 tabyanın ismini ve yerini tespit etmiş bulunuyoruz. Bunların ancak yarısı günümüze ulaşabilmiştir.
I.Dünya Savaşı ve Milli Mücadele Döneminde Erzurum;
Yukarıda bahsedilen tabyaların yapımı ve silahlandırılması I. Dünya Savaşı’na kadar devam etmiş ve Erzurum, bu büyük savaşa mümkün mertebe hazırlanmıştı. Bununla birlikte, savaşın hemen başında yaşanan Sarıkamış mağlubiyetinden sonra, Ruslar için Erzurum yolu açılmış oldu. Şehir, 16 Şubat 1916'da üçüncü kez Rusların eline geçti. Erzurum’un Ruslar tarafından işgali, savaşın gidişatını etkileyen çok önemli bir hadiseydi. Zira I. Dünya Savaşı başladığından beri, Gelibolu ve Irak’ta Türkler karşısında büyük hayal kırıklıkları yaşayan İtilaf Devletleri, Erzurum’u ele geçirmek suretiyle rahat bir nefes almışlardı. Erzurum’un bu beklenmedik teslimi, Hilal ile Haç arasındaki bu savaşta, İtilaf Devletlerinin ilk büyük zaferiydi.
Bolşevik İhtilali üzerine Ruslar, 17 Aralık 1917'de Osmanlı Devleti ile Brest-Litovsk Antlaşmasını imzalayarak, Doğu Anadolu'yu boşaltmak zorunda kaldı. Ruslar çekildikten sonra, şehirde kalan Ermenilerin Müslümanlara yönelik katliamları imha derecesine ulaştı. Nihayet Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa kumandasındaki Türk askeri 12 Mart 1918'de Erzurum'a gelerek, şehri Ermenilerden kurtardı.
1.Dünya Savaşı’nı Osmanlı açısından bitiren 30 Ekim 1918’deki Mondros Mütarekesi ile Erzurum'da Ermeni meselesi yeniden gündeme geldi. Doğu Anadolu'da bir Ermeni devleti kurulması tehlikesi karşısında, şehrin ileri gelenleri tarafından "İstihlâs-ı Vatan" ismiyle gizli bir cemiyet kuruldu. Kasım 1918'de İstanbul'da "Vilayat-ı Şarkiyye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti" tesis edildi. Bu cemiyetin Erzurum şubesi 13 Mart 1919’da açıldı. İstihlâs-ı Vatan Cemiyeti kapatılarak, üyeleri bu yeni cemiyete dahil edildi. 15. Kolordu Komutanlığına atanan Kâzım Karabekir Paşa’nın 3 Mayıs 1919'da şehre gelmesi, cemiyetin çalışmalarını hızlandırdı. Cemiyet, bölgesel bir kongre toplama kararı alarak, şark vilayetlerini umumî kongreye davet etti. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa, 3. Ordu Müfettişi olarak Erzurum'a geldi (3 Temmuz 1919). Bölgedeki vatanseverleri bir araya getiren Erzurum Kongresi 23 Temmuz 1919'da açıldı ve başkanlığına Mustafa Kemal Paşa seçildi. Adeta bir millet meclisi gibi hareket eden kongre, aldığı kararları uygulaması için “Temsil Heyeti” oluşturdu ve bu icracı heyetin başına yine Mustafa Kemal Paşa getirildi. Böylece, ilk olarak Erzurum’da halkın seçtiği bir lider olarak ortaya çıkan Mustafa Kemal Paşa, yine bu dönemde açılan Son Osmanlı Mebusan Meclisi’ne Erzurum milletvekili olarak seçildi.
Erzurum’da kurulan Temsil Heyeti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 23 Nisan 1920’deki açılışına kadar, Milli Mücadele hareketini idare etmiş ve ardından görevini TBMM’ye ve onun hükümetine bırakmıştır.Böylece Erzurum, vatanın düşman işgal ve tehdidinden kurtuluşu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki şerefli vazifesini layıkıyla yerine getirmiştir.
Turizm Günlüğü